İslam’ın Erken Döneminde Piyasa Ekonomisi - Rekâbet Politikası

Tüccarlar, fiyatları belirlemekte serbest olduklarında rekabet etme tarzları değişir. (Her bir satışta kârı artırmak için fiyatları yüksel­tebilirler) veya alternatif olarak (pazar payını rakiplerin aleyhine genişletmek için) fiyatları indirebilirler. İslam hukukçuları, her iki rekabetçi stratejiye dair hukukî fikirler beyan etmişlerdir. Kazancı azamîleştirmek için fiyatları yükseltmek, Malik bin Enes’in bil­dirdiğine göre yasaldır ve buna destek olarak Hz. Muhammed’in malları açık artırma ile en yüksek fiyat verene sattığına dair bir hadisi göstermiştir. Benzer şekilde İbn Teymiye fiyatları yükseltmenin ahlaki olduğunu doğrulamıştır: “Bu yüzden eğer insanlar uygun bir şekilde hiçbir zarara sebebiyet vermeden mallarını sa­tıyorlarsa ve cari fiyat, bir malın kıtlığından dolayı veya artan ta­lepten ötürü kendiliğinden yükseliyorsa o zaman bu Allah’ın işidir. İnsanları belirli bir fiyatta satmaya zorlamak, gerekçelendirilme­miş bir zorlama (unjustified coercion) olacaktır.” Ama buna alter­natif olan yaklaşım, rakiplerden daha ucuza satmak için fiyatları düşürme yaklaşımı, epeyce tartışmalıydı. Tüccarlar, Ömer’e, bir tüccarın kendi rakiplerinden daha düşük fiyata kuru üzüm sattığı şikâyetinde bulundular ve bu durum, Ömer’i onun ticaret ruhsa­tını iptal etmeye itti. Bu müeyyide, mamafih Ömer’in mesele üze­rindeki son sözü değildi; Ömer, biraz düşündükten sonra, tüccara ruhsatını iade etti ve ona garanti verdi: “Nerede ve nasıl istersen satmakta serbestsin.”

Serbest fiyatlandırmanın ilk olarak getirilmesinin sonrasında bazı eğlenceli anekdotlara konu olan hâdiseler vuku bulmuştur. Belazuri’ye göre Basra’da şehrin tek hamamını işleten bir müte­şebbis vardı ve erkek kardeşine kendi olağanüstü kazancından övünmekten kendini alamamıştı. Mamafih çok geçmeden karde­şine sırrını ifşa etmekten pişman oldu, çünkü kardeşi bu gizli bil­giyi başkalarıyla paylaşmış ve kısa zamanda bu tekelci, rakiplerle karşılaşmıştır. Birkaç müteşebbis, yeni hamamlar açmak için va­linin iznini talep etmekte hızlı davrandılar, tahmin edilebilir yan etkilerle birlikte: Çok geçmeden Basralılar sekiz hamam arasında tercih yapabiliyorlardı ve ilk tekel sahibi hayal kırıklığıyla kazancı­nın buharlaştığını gördü. “Allah ondan merhametini esirgesin.” di­yerek kardeşine beddua etti. Belazuri’nin kıssadan hissesi, aslında kendi kendine övünen girişimci, ticarî sırrını başkalarına verdiği için kendisini suçlamalıydı. Rastlantısal olarak bu hikâye zamanın piyasa yapısı hakkında bir fikir verir: Hükümet, piyasaya girişi dü­zenlemekte, planlamaktadır (hamamlar, valinin ruhsatına tâbîdir) ama fiyat rekabetine müdahale etmemektedir. Bu anekdottan, ya­şam standartlarındaki süratli yükseliş ve İslam’ın genç şehirlerin­deki sermayeye hazır erişim sonucunu çıkartabiliriz (sekiz hamam rekabete girmiştir). Üstelik Belazuri’nin yatırımcılar listesi, sekiz hamamdan üçüne kadınların sahip olduğunu göstermektedir ki bu, o zamanda kadınların önemli girişimciler olduğuna delâlettir.

Fiyat rekabetinin, tekeller ve gizli bilgiye dayalı ticaret (insider trading) ile ilgili politikalara dair birçok dallanan budaklanan so­nuçları vardır. İlk bakışta genellikle gelişmiş modern ekonomilerle bağlantılandırılan bir olgu olan tekellerin Hz. Muhammed döne­minde de endişe konusu bir mesele olması şaşırtıcı gelebilir. Mama­fih fiyatları belirleme kuralları, rekabet kurallarına bağlıdır ve Hz. Muhammed, fiyatların belirlenmesinde hükümet müdahalesine karşı emirleri, tekellerin yasaklanması ile birleştirmişti: “Her kim tekel oluşturursa bir günahkârdır.” demiştir. Tekelci uygulama, en geniş anlamda fiyatları çarpıtmak için güçlü bir ticarî pozis­yonun suiistimalinden oluşur ve Ortaçağ Arabistan’ındaki kadar istikrarsız gıda temin yollarına sahip piyasalarda her bir kıtlık, şiddetli açlığını gidermek için her türlü ücreti ödemeye istekli olan müşterilerden devasa kazançlar sağlama şehvetini sunardı. Mal stoklayarak fiyatları yukarı çekmek, İslam-öncesi Arabistan’da iyi bilinen bir uygulamaydı: bunun için kullanılan terim, Ömer’in Hz. Muhammed’ten alıntı yaparak sert ifadelerle lanetlediği ihtikâr idi: “Müslümanların besinleri üzerinde kim tekel kurarsa Allah onun bedenini talihsizliklere bulaştırsın ve mülkünü mah­vetsin.” Fiyatları rekabet oranlarının üzerine çekmek, gerçek an­lamda dinî bir hata teşkil ediyordu: “Fiyatını yükseltmek amacıyla her kim kırk gün boyunca tahılı saklarsa hem Allah’ı terk etmiş hem de Allah tarafından terkedilmiştir.”

İslam’da rekabet ekonomisi, piyasa gücünün suiistimalinin di­ğer biçimlerini de yasaklamıştır; örneğin, bazı rakiplerin kayırılıp bazılarının es geçilmesi yasaklanmıştır. İbn Teymiye, bu uygula­maları sadece tekelcilik olarak görmemiş, aynı zamanda hüküme­tin bu gibi durumlarda müdahale edip çözüm bulmaktan sorum­lu olduğunu belirtmiştir:

“Bundan daha ciddî bir mesele, muayyen kişilerin, gıda mad­deleri ve sadece onlara satılan ve sonra onlarca perakende olarak satışa sunulan diğer mallar gibi hususî bazı malların tekeline sahip olmaları durumudur ki bu durumda müstakbel rakip, bazı uygulamalarla kesin bir şekilde veya suiistimale daha az açık diğer bazı daha incelikli vasıtalarla sınırlandırılır. Bu durumda tekelci, malı sadece değeri karşılığında satabilsin ve insanların mallarını âdil değeri mukabilinde alsın diye fiyat­lar kontrol edilmelidir.”

Oligopoller de (tekellere benzer şekilde), ticaretin düzenli akışına karşı tanıdıklarla gizlice anlaşarak olağanüstü kazançlar sağlarlar. İbn Teymiye, bu gibi gizli anlaşmaların işleyişine ve bu komploların neden zararlı olduğuna dair net bir kavrayışa sahiptir:

“Muayyen bir mal çeşidini satın alan veya satan bir grup, sat­tıkları şeylerin olağan fiyattan daha yükseğe satılmasını teşvik ederken satın aldıklarını olağan âdil ücretten daha düşüğe sa­tın alabilmek maksadıyla onların değerini düşürmek ve onlara iftira atmak için gizlice anlaşırlarsa insanları, mallarını daha düşük fiyata satmak ve âdil ücretten daha yüksek bir fiyata satın almak için komplo kurmuş olacaklardır.”

İbn Teymiye, tekeller üzerindeki yasak için mantıklı bir açık­lama geliştirdi. Ömer, tekellerin gayri-dinî (irreligious) olduğunu ileri sürmüş ama nedenini izah etmemişken İbn Teymiye, tekel­lerin sadece etkisini –fiyatların çarpıtılması– teşhis etmekle kal­madı, aynı zamanda müşterileri fazla ödemeye zorlayan tekellerin sebep oldukları zararın farklı bir analizini ekledi.

İçeridekilerin ticaretinin genellikle finansal piyasalar bağlamında bahsi geçer, ama bu gibi bir kural ihlâli çok eskilerden kalmadır: bu, piyasa koşullarında yakında meydana gelecek olan bir değişimin öncesinde imtiyazlı bir bilgiden avantaj sağlamaktan ibarettir ve suçlanmayı hak eder, çünkü rekabete müdahale eder. İçeridekilerin ticareti, erken dönem İslam iktisatçılarının çoktan tespit ettikle­ri bir piyasa ihlâli örneğidir. Bu gibi hâdiseler, bir kervanın şehre gelişinin ön-bilgisine sahip olan tüccarların, kervanın yürüyüşünü kesmeyi ve kervan şehre ulaşmadan işlemlerini tamamlamayı adet edindikleri İslam-öncesi Arabistan’da meydana gelirdi. Hz. Mu­hammed, telakki adı verilen bu gibi girişimlere karşı kanun çıkardı ve “şehir güzergâhında giden bir kervanın durdurulmasını ve ker­vandakilerin mallarını mümkün olan en düşük fiyatta satın alma maksadıyla onlara şehirdeki fiyatların düşük olduklarını söylemeyi” yasakladı. Bir kez daha bu yasağın mantıkî gerekçesini İbn Teymi­ye buldu. Hz. Muhammed, İbn Teymiye’ye göre, “âdil ücretin aşa­ğısında satmak üzere kandırılan satıcıya zarar gelmesini önlemek için bu yasağı getirmişti.” İbn Teymiye’nin âdil ücretle meşguliye­tinin diğer bazı örnekleri de vardır. Örnek olarak müşterilere fâhiş fiyata satış yapan aracıların (fiyat enflasyonu tehlikesi sebebiyle) yasaklanması gibi. Onların hepsi altını çizmişlerdir ki erken İslamî dönem iktisatçıları fiyat rekabetinin mükemmeliyetini âdil piyasa­lar için esaslı bir öneme sahip olarak görmüşlerdir.

 

Benedikt Koehler, İslam'ın Erken Döneminde Kapitalizmin Doğuşu, 2022, Liberte Yayınları, Ankara, ss 228-232.

Kitaba ulaşmak için: İslam'ın Erken Döneminde Kapitalizmin Doğuşu

Kapat